Benimle 21 Gün : Şikayet Orucu

şikayet orucu

Şikayet orucu günümüz şehir insanlarının en büyük challangelarından biri olsa gerek. Çünkü büyük şehirde yaşayıp, tam zamanlı bir iş yapıp bir yandan da sürekli olarak hayat standartlarını yükseltmeye çalışan biri için etraf şikayet edilecek yüzlerce şey ile doludur. Şikayet orucu ile bunlardan birinin bile beni negatif tarafa çekmesine izin vermemeyi deniyorum. Bu yazıyı 21 gün boyunca her gün güncelleyerek deneyimlerini paylaşmaya devam edeceğim. Umarım okuyan herkes içinden kendine göre bir şeyler bulabilir. 

Niyet : Neden şikayet orucuna başladım?

şikayet orucu

Çizimleri sevdiyseniz sanatçının instagram hesabı : limhengswee

Gün içinde kendimi sürekli olarak bir şeylerden şikayet ederken yakaladığım son zamanlarda, dönüştüğüm kişinin gerçek bana çok uzak olduğunu ve kendime yabancılaştığımı fark ettim. Mutlu edilmesi kolay, kendi kendine keyfi yerinde olan birinden; kendi kendineyken bile bir şeylerle ya da birileriyle kavga eden birine dönüştüğümü fark ettim. Beni buna dönüştüren çok neden sayabilirdim; ama hiçbiri kendime itiraf etmekten kaçtığım gerçeklerin varlığının önüne geçemeyecekti ve ben kendi uydurduğum bahanelerle uyuyarak yaşamaya devam edecektim. Bu zor ama üstesinden gelebilirsem öğretisi büyük challangea bu yüzden başlamaya; kısacası konfor alanımdan çıkmaya karar verdim. Bu sürecin sonunda; 

  • Olumsuza geçtiğimde kendimi yakalamayı,
  • Olumsuz hissettiğim andaki duygumu fark etmeyi
  • O anın içinde kalıp başka bir bakış açısı aramayı
  • Olumsuz her durumun bana bir şey öğretmek ya da bende bir şeyleri dönüştürmek için karşımda olduğunu hatırlamayı ve bu dersi görmeye çalışmayı
  • O ana en yakın ve en uygun pozitif düşünceyi seçip onunla beraber ilerleyebilmeyi

alışkanlıklarım arasına katmaya niyet ediyorum.

1.Gün

şikayet orucu

İlk gün oldukça sert geçti. Sanki sistem bana bir an önce düzeltilmesi gerekenleri göstermek için yarışa girdi. Oldukça iyi geçtiğini ve bunu başarabileceğimi düşündüğüm gibi ilerlerken gün, beni bir anda yere savuran bir gelişme (hiç beklemediğim bir anda) oldu. Duygusu hızlı değişen ve bunu dışarı apaçık yansıtan biriyim. Ama henüz şikayet orucumun başında olduğum için kontrolü kaybetmemeye çalıştım (en azından ağlamadım:)) 

Normalde böyle bir durumda ilk iş whatsapp gruplarından kızlara ne olduğunu anlatır ya da ablamı ararım. ama şikayet orucunda olduğum için bunu yapmadım. Tamamen kendimle kaldım. Bunu normalde neden yapmaya eğilimli olduğumu düşündüm. Çünkü oralar benim haklı olduğumu teyit eden en garanti yerlerdi. Bu olayda benim haklı olmam bana ne katıyordu? Hiç bir şey. O zaman bunu duymaya da ihtiyacım yoktu. 

Çözümlemeler

Onun yerine duygu fırtınası geçtikten ve olayın merkezindeki kişi ile iletişimim kesildikten sonra yaptığım ilk şey nefes egzersizi içeren bir rehberli meditasyon dinlemek oldu. Sonra o andaki duygumu kaybetmeden aklımdan ve kalbimden geçenleri sakince izlemek için bir bitki çayı yaptım, bir mantra açtım ve bir kağıda her düşüncemi yakalayarak yazmaya başladım. Her düşünce geldiğinde yeni bir soru sordum ve gelen cevabı yine yazdım. Böyle böyle o anı deşifre ettim ve üstünde çalışmam gerekebilecek birkaç şey buldum; 

  • Bu olay beni neden beni bu kadar etkiledi?
    • çünkü kendimi performansından memnun olmadığımız diğer çalışanlarla aynı kefeye konulmuş gibi hissettim (varsayım).
    • Bugün böyle ise yarın daha büyük problemler yaşayabiliriz diye düşündüm (varsayım).
  • Bu olayda beni en çok rahatsız eden şey neydi?
    • Bana “Ne biçim iş yapıyorsun!” dendiğini düşünmem (varsayım).
  • Bunun bendeki karşılığı ne olabilir? 

(Çünkü bende karşılığı olmasaydı bu olaydan rahatsız olmayacaktım. Bu konuyu çok güzel işleyen bir video serisi var, ilginizi çekerse buradan izleyebilirsiniz.)

  • Zaten işimde yetkin olmadığım inancının bende olması ve bu inancım yüzünden duyduğum rahatsızlık.
  • Bu inancın varlığı beni rahatsız ediyorsa, bunu dönüştürmek için ne yapabilirim?
    • Akla ilk gelen elbette işimi değiştirmek. Ancak bu alternatif ancak, gerçekten bana uygun olmayan bir iş yapıyorsam ve bu inancımın kaynağı bu uyumsuzluk ise sorunu çözümleyebilir. Kaynak burası değilse, hangi işe geçersem geçeyim “Ben işimde yetersizim” inancı benimle geleceğinden, durum pek de değişmeyecektir. 
    • Bu durumda diğer alternatif “Ben işimde yetersizim” inancını dönüştürmek bir çözüm olabilir. Bunun için de en etkili yöntemlerden biri, bilincime bunun aksini söyleyerek ve her fırsatta hatırlatarak inancımın dönüşmesini sağlamak. Yani bugünün kendime ödevi : “Olumlamalar yazmak ve bunu her gün yüksek sesle okumak”. 
      • Ben işimde yeterliyim. 
      • Bugün ihtiyacım olan tüm bilgiye sahibim. 
      • İyileşmeye ve gelişmeye açığım.
      • Elimden gelenin en iyisini zaten yapıyorum.

gibi gibi…

Neleri yanlış yaptım?

şikayet orucu

Benim için bu olaydaki bir diğer kazanım ise, olaya karşı verdiğim ilk tepkiydi. Bana karşı yapılan bir “saldırı” (siz bun yerine uyarılma, kışkırtılma, eleştirme vb koyun hepsi aynı şeyi ifade ediyor) karşısında ilk tepkim “inkar” oldu. Önce inkar edip sonra nasıl çözeceğime baktım. İnkar yerine her an her durumu ilk önce kabul etmek gerekiyor. Ancak varlığını kabul ettiğimiz bir durumu dönüştürebiliriz. Kabul etmek ve içindeki dersi görmeye niyet etmek. Aslında tüm dönüşüm yolculukları bundan ibaret. Bu da günün başka hediyesi oldu, iyi ki oldu. 

2.Gün

Vazgeçmemenin, pürüzlerle devam etmenin ne kadar keyifli bir alan olduğunu fark ettiğim bir ikinci günü tamamladım. Şikayetler her zaman zihnimin içinde dolaşmaya devam ediyor, ilk gün de vardı  ve muhtemelen önümdeki günler bir süre boyunca da olmaya devam edecek. Nasıl olmasın? 29 yıldır benimle beraber geldiler ve bugün hepsinden bir anda kurtulmaya çalışıyorum. Elbette ki kalmak için direnecek hatta kendilerini daha görünür kılmanın yollarını arayacaklar. Ancak buna yenilmemek, onları zihinden söyleme döküp enerjilerini güçlendirmemek benim elimde. İşte bugün bunları deneyimledim ve kendi düşüncelerimin farkına vardım. 

Bunun yanı sıra kendimde keşfettiğim bir şey daha oldu. Ben aslında her günü şikayetlerle geçen biri değilmişim ki zaten! Şikayet etmek ile olumsuz tarafı görmeyi ayrı tuttuğum için bu yorumu yapabiliyorum. Şikayet orucunda olduğumu sürekli kendime hatırlattığım için, gün içinde sürekli olarak düşüncelerimi izler haldeyim. Evet, çokça olumsuz düşündüğüm zaman oluyor; ancak şikayet ettiğim şeyler o kadar fazla değilmiş; çünkü bir şeylere şikayet etmemek için kendimi zorladığım anlar neredeyse olmuyor. Sanıyorum bu anlar, çok fazla olumsuz düşüncenin birikimiyle beraber bir şikayet patlaması şeklinde geliyor. Yani şikayet etmeye başladığım anda dünya üstündeki her şeyden şikayet edebiliyorum ve geçiyor. Sonra süreç yeniden başlıyor…du. Başlıyordu; ama artık bitti. İzlem şikayet eden biri değil, her şeyden memnun olacak bir sonuç üretebilen, pozitif biridir (siz de içinizden tekrar ederseniz bu inancı yıkmamda bana destek olursunuz ve bu beni çok mutlu eder:)).

3.Gün

şikayet orucu

Bugün tam da bu görseldeki gibiydi tüm gün, “Kahvem nerede?”. Bir gün önce geç yatmanın da etkisiyle uykusuzluk tüm gün beni düşük pil modunda bıraktı. Kaç pot kahve içtiğimi saymadım bile. Ama bir şekilde zihnim berrak, dikkatim yerindeydi. Hatta bir tık verimli çalıştığımı bile söyleyebilirim. Kendimi hiç şikayet etmemeye çalışırken yakalamadım. Üstelik keyfimin pek de yerinde olmadığı bir günde… Çünkü üstüme giydiğim kıyafetlerin içinde kendimi iyi hissetmediğim, bedenimi beğenmediğim, kendime bakmak içimden gelmeyen bir dönemdeyim.

Buna rağmen zayıflamaya çalışmak yerine canım sadece makarna ve bitter çikolatalı kek çekiyor. Akşam yine planladığım saatte bilgisayar başından kalkamadım ve devamında kendi özel işlerim için bilgisayar başında olmak içimden gelmedi. Gün içinde nefes çalışmak, kısa meditasyonlar yapmak içimden gelmedi. Hatta ilk günden beri uygulamak istediğim bir imajinasyon pratiği de var programımda; ama hiç yapmadım. Buna rağmen beni iyi hissettirenlerle devam ediyorum ve “of ya yine hiç bir programı “tam” uygulayamadım, insanlar ne güzel rutin oturtuyor, ben neden yapamıyorum, çünkü evimde yeteri kadar geniş alan yok, çünkü benim bahçeme üst kattan çöp atıyorlar, çünkü çünkü…” Bunlara düşmemeyi seçtiğim bir süreçteyim.

Enerjimi düşüren düşüncelerden uzaklaştıkça, yükseltenlere daha çok yer kalıyor. Diğerlerini yapmamak için harcadığım enerjiyi şimdi bana iyi gelenleri yapmak için harcıyorum. Tüm odağım bu yönde olunca imkanlar da bir anda çoğalıyor. Şikayet etmekle fazlaca meşgul olan zihnimin göremediği olasılıklar bir anda görünür olmaya başlıyor ve bu çok güzel. Bir örnek vermek gerekirse; spor alışkanlığı oturmamamın sebeplerinden birini hep rahat hareket edebileceğim geniş bir alan olmamasına bağlıyordum. Şikayet orucu için kendime rutin programı hazırlarken spor salonu olan bir sitede oturduğumu, böyle bir imkanım olduğunu yeni hatırladım. Gerçekten site insanı değilim, ortak alanlarda pek görünmem bu nedenle bu imkan tamamen aklımdan çıkmıştı ama bir şeyleri gerçekten yapmak istediğimizde olasılıklar da bir bir önümüze gelmeye başlıyor. 

4.Gün

Şikayet oturucu ile beraber hayatıma bazı rutinleri de 21 gün boyunca katmaya çalışıyorum. Sabahları şöyle bir akışım var; 04:00 ‘te uyanıyorum. Bunun sebebi güneşin doğuşu ile değil doğa ile beraber uyanmak, bu saatlerde yapılan meditasyonların çok daha derin ve etkili olduğunu söylemişti Farkındalık Geliştirme Semineri’ne katıldığım Halit Hocam, ilgilenenler için web sitesini ve eğitimlerini buraya bırakıyorum. Spor salonuna inip, önce nefes sonra meditasyon pratiği, sonra da yoga ve biraz yürüyüş yapıp eve çıkıyorum. Spor sonrası soğuk duş alıyorum (etkilerini merak edenler için). Kahvemi yapıp bilgisayar başına oturuyorum ve yazılarımı bu 2 saatlik aralıkta yazıyorum. Sonra zaten sıradan bir günün kendi koşuşturması başlıyor.

Benim için bu rutinde herhangi bir adımın eksilmesi, saatinin kayması, aksilik çıkması rutinin tamamının çöpe gitmesi demekti. Ama şikayet orucu ile beraber bu tutumumu terk etmeye çalışıyorum. Bugün de bunun bir örneğini deneyimledim. Sabah 04:00 ‘te gözümü açtığım anda korkunç bir gökgürültüsü duydum. O anda asla karanlıkta yürüyüp spor salonuna gitmeye cesaret edemezdim (çünkü benden başka deli olmuyor). Gözümü tekrar açtığımda saat 05:00 olmuştu. Şikayet orucunda olduğumu kendime hatırlatarak geç de olsa (05:00 uyanmaya geç dediğim günler, inanılmaz) yataktan çıktım. Yaptığım yoga serisi (Çetin Çetintaş – Toprak elementi yogası) 40 gün boyunca aralıksız uygulanması gereken bir pratik olduğundan en azından bunu aksatmak istemiyordum. Matın üstüne geçince nefes egzersizi de yapmak geldi içimden, sonra onu yapmışken meditasyonla da devam etmek istedim. Günün sonunda bugün için vazgeçtiğim tek şey yürüyüş oldu. Aslında gözümüzde büyüyen işler için “şikayet edip durmak” yerine, bir ucundan tutup yapmaya başlayınca ne kadar kolay aktığını göreceğinizden eminim.

Erken uyanmak mı, şikayet orucunun motivasyonundan mı düzenli meditasyon ve egzersiz rutinine geri dönmekten mi bilmiyorum ama yapma gücüm, harekete geçme isteğim kesinlikle geri geldi. Sadece 4 günün sonunda bu etkiyi görmek, bana ilerleme gücü veriyor. Pürüzler olsa da devam etmek, hayatın basit bir simülasyonunu matın üstünde deneyimlemek çok keyifli. 

5.Gün

şikayet orucu

Şikayet etmeye meyil ettiğim bir konuyla karşılaştığım verimli bir gün oldu. Eskiden olsa neden bunlar hep benim başıma geliyor diye kendi kendimi parçalardım; ama şimdi canımı sıkan her durumda bir şeylerin çözülme olasılığı karşıma çıktığı için seviniyorum. Bendeki yerleşmiş düşünce kalıplarından biri de eğer bir şeyler kötü gittiyse, o benim yüzümdendir diye düşünmeme sebep olandı. Konunun benle hiç alakası olmasa bile mutlaka benim yüzümden olabileceğine dair bir bağlantı üretebiliyordu zihnim. Bugün de bu kalıptan kurtulmam gerektiğini hatırlatan şeyler çıktı karşıma.

Bir şeylerin zamanında halledilmesi benim için oldukça önemli; ama bazen (hatta çoğu zaman) benim dışımda pek çok farklı etkenden dolayı her şey olması gereken zamanda olması gereken şekilde olmuyor. Bugün de olmadı. En çok böyle anlarda şikayet eder(d)im. Çünkü ne kadar dikkate edersem edeyim neden hep pürüz çıkıyor diye kendimi suçlamak en kolayı. Sonrasında birileri bunun böyle olmadığına beni ikna eder ve konu kapanır. Ne yazık ki bu her zaman böyle gitmez; sizi böyle olduğuna ikna eden kişiler de artık aynı şeyleri sürekli konuşmaktan sıkılır ve onların size olan güvenini de kaybedersiniz. Onun yerine kendi kendimiz öyle olmadığına ikna etmek yolunda gitmeyen durumların içinden daha hızlı çıkıp, ahlanıp vahlanmak yerine çözüm ya da B planı geliştirme aşamasına daha hızlı geçersiniz. Günün sonunda elinizde sıkıntır, stres, azalmış güven ve özgüvenler yerine, akıllıca halledilmiş çözümler kalır. 

Benim için de öyle oldu; benim elimde olmayan bir sebepten bir şekilde içinde olduğum iş yolunda gitmiyordu. Halledilmiş olacağına dair haberler almayı umut ettiğim bir konuşmada hüsrana uğradım; ama düşmedim. O anda daha hızlı olması için yapabileceğim bir şey yoktu, ben elimden gelenin en iyisini o ana kadar yapmıştım zaten. Şimdi biraz daha akışa bırakmak ve bu durumda neler karşıma çıkabileceğini düşünüp bunların olması durumunda ne yapabileceğimi düşünmek vardı elimde. Ben onu yaptım ve günün sonunda hazırladığım hiçbir B planını uygulamak zorunda kalmadım. Çünkü çoğu zaman, olacağını sandığımız pek çok şey sadece kuruntudan ibaret…

6.Gün

Herkes hayatımızı istediğimiz gibi kontrol etmenin bizim elimizde olduğunu söylüyor. Her zaman böyle mi? Eğer bu her an için geçerliyse, “Artık bir şeylerin peşinde sürüklenmek yerine hayatımı kendim kontrol edeceğim.” kararını verdiğimiz an, yapmak istediklerimize ulaşmak için ihtiyacımız olan zamanı hesapladığımızda, çoktan geç kalmış olduğumuz hissi nereden geliyor? 

şikayet orucu

Deneyimler. 

Bizim deneyimlerimiz, başkalarından dinlediğimiz deneyimler, onların etkisinde oluşan gelecekte olabilecekler için ürettiğimiz olasılık senaryoları, beraberinde gelen korkular ve sözüm ona “mantıklı” olmak adına aldığımız önlemler. Hayatı istediğimiz gibi yaşamak, her zaman cesur olmayı gerektiriyor. Yarını düşünmeden yaşamak, ne gelirse kabul etmek, her şeyin olması gerektiği gibi olduğuna dair pürüzsüz teslimiyet gerektiriyor. Bu ne kadar basit görünen zor bir denklemmiş. Üstümüze derimiz gibi giydiğimiz inanç kalıplarımız sayesinde hiçbir yere kıpırdayamıyoruz. Hayatın içinde gelenleri kabul ederek “farkında” yaşadığımızı sanıyoruz, ancak son zamanlarda bendeki his, olabileceklerin yüzde birazının bile henüz olmadığı yönünde. Bu durumlarda beni en çok rahatlatan cümle şu oluyor; bugün bir zamanlar yaptığım seçimlerimin sonuçlarını yaşıyorsam, yarın da bugün yaptıklarımın sonucunu yaşayabilirim. O halde bugün, yarın ne yaşamak istiyorsam onu seçebilirim. 

Bugün erken kalkmak için alarm dahi kurmadım. Vücudum uyumak, dinlenmek istiyordu. Rutinlerim arasından sadece yoga yaptığım ve yazılarımdan bir kısmını yazdığım bir gün oldu. Sorun değil. Eğer rutin programın, bir işletme olsaydı ve ben iş kalemlerimden biriyle ilgili bir sorun yaşıyor olsaydım, tüm işletmeyi kapatır mıydım? Yoksa o an elimden geleni yapıp, sonrasında strateji mi değiştirirdim? Buna da böyle bakmaya çalışıyorum. 04:00 ‘te kalkıp günde 5 saat uyumak vücudum için yeterli gelmiyor belli ki. Programımı daha fazla (en az 7 saat) uyuyabileceğim şekilde revize edip, bu sürece devam etmeyi seçiyorum. 

Bu yazıları yazarken, “bugün bir şeylerden şikayet ettim ya da etmek istedim mi?” diye düşünüyorum. Aklıma gelen cevaplardan şunun farkına vardım. Şikayet etmeyi tam olarak tanımlamadığım için, zihnimden geçen düşüncelerin şikayet mi yoksa değil mi kararını vermekte zorlanıyorum. Mesela bugün kendimi İstanbul’daki yeni açılan mekanların hiç birini bilmediğimden yakınırken yakaladım. Bunun için etrafımdaki insanları suçluyordum. Bu kesinlikle bir şikayetti. Çünkü altı bomboş. Eğer hayatımızı değiştirmek istiyorsak, önce o kişi olmalıyız. Eğer İstanbul gece hayatının nabzını tutmak, mekan mekan gezmek istiyorsam, kimsenin beni buralara götürmemesinden şikayet etmek yerine, çıkıp oralara gidebilirim. Bunun için imkanım var; ancak gerçekten istediğim bu mu? Öyleyse hemen bu gece dışarı çıkmamak için bahanem ne ya da öyle değilse bunun için şikayet etmenin ne anlamı var? 

Hayat gerçekten çok basit ama çok karmaşık:) 

7.Gün

İlk haftayı geride bıraktım. Tüm haftaya dönüp bakınca, anlık düşüşler yaratan ufak şikayetler olsa da genel olarak yüksek bir mod ve bolca enerjiyle geçti diyebilirim. Bu noktada başarımı kutlama ihtiyacı hissettim; ama sonra fark ettim ki bu yola çıkarken kendime hiçbir ödül koymamışım. Bu yolculuğu başarılı bir şekilde tamamlarsam kendime şunu yapacağım / alacağım gibi bir hedefim yok. Elbette ki bilincime yerleşen şikayet etme alışkanlığından kurtulacak olmak en büyük hedefim ve alabileceğim en güzel hediyelerden biri. Ama yine de süreçte bizi anlık düşüşlerden daha kolay çıkaracak, hatırlayıp yeniden gaza gelmemizi sağlayacak bir somut hedef koyarsam deneyimimi daha da derinleştireceğimi düşünüyorum. Ben de kendime bir hedef koymaya karar verdim. Eğer bu 21 günü başarılı bir şekilde tamamlayabilirsem, yoga matımı değiştireceğim ve bir türlü parama kıyamayıp almadığım o yoga matını alacağım.

8.Gün

Yoga rutinimi aksatmadım. Sadece burası için 7.gün güncellemelerini yazdım. Gün içinde hiç şikayet etmedim. Hatta başıma ne zaman gelse, beni şikayetler fırtınasının ortasına düşüren bir şey yaşandı ama ben hiç düşmedim. Oldukça sıkışık bir çalışma takviminin ortasında, çok uzun zamandır görmediğim ve çok sevdiğim bir arkadaşımın telefonuyla dışarı çıkma ihtimalim oluştu. Böyle durumlarda, sorumluluklarım ağır bastığı için karşımdakini kibarca reddeder, işimin başında otururum. Sonra kırk yılda bir görüşeceğim insanlarla bile görüşmeye vaktim yok diye iş düzenimden şikayet ederim. Sonra şikayet ettikçe hayatım oldukça kötü görünmeye başlar ve ben kendimi bir çıkmazın içinde sıkışmış ve daralmış hissederim. O gün hem dışarı çıkmadığım hem de çalışamadığımla kalırım. Ama bu kez öyle olmadı. trafiği hesap ederek buluşabileceğimiz saate kadar zaten yeterince iş halledebilmiş olacağımı düşündüm ve arkadaşımla görüşmeyi seçtim. Bu sayede hem dışarı çıkana kadar işlerimi kolaylamış oldum hem de arkadaşımla muazzam keyifli bir vakit geçirdim. İçimizde ne varsa, dışarda da kesinlikle onu yaşıyoruz, bu olay bana bunu hatırlattı. Önce seçimlerimize sonra sisteme güvendiğimiz sürece her şeyin en dengeli haliyle olup gittiğini görmek çok rahatlatıcı. 

9. ve 10. Günler

şikayet orucu

Normalde her gün sabah erkenden, bir önceki günün deneyimlerini burada yazıyor ve sosyal medyada paylaşıyorum. Ancak bu sabah canım yataktan kalkmak istemedi ve günün koşturması bir anda başlayınca bu işler kaldı. Şu anda, 10. günün sonunda iki günün de deneyimini yazmak üzere bilgisayar başına geçtim. Bu iki gün oldukça zor geçti. Aslında dün her şey oldukça keyifliydi; iyi beslendim, yeni bir kursa başladım; ama yoga yapmak dışında hiç bir rutinimi yerine getirmek gelmedi içimden. Bugün ise zihinim her an şikayet etmek için çırpındı; sadece sesli olarak dile getirmedim. Kimseyi aramadım, bir yere yazmadım. Söyledikçe, anlattıkça o enerji de büyüyor çünkü.

Odağımı değiştirmeye çalıştım. Bu sabah yapamadığım yoga pratiğimi, akşam mesaiden sonra yapmam gerekiyordu. Yoga öncesinde zihinimi durduramasam da biraz olsun sakinleştirmek için meditasyona da oturdum. Meditasyon app’e girdiğimde günün meditasyonu “Fazla Düşünmek” ti. Sistemin kesinlikle niyet etmek üzerine çalıştığına inanıyorum, gerisi isteyince öyle kolay seriliyor ki önümüze… Meditasyonda, bu tip durumlarda nefesimize odaklanıp içimizden nefesimizi saydığımız bir pratik yaptıyordu, bunun çok faydası oldu. Şu anda da Netflix’teki Uyku Meditasyonu serisini dinleyerek bu yazıyı hazırlıyorum. Planladığım uyku saatinden çok daha geç bir saatte hala ayaktayım çünkü. Merak edenler için linkini bırakıyorum. Uyku ile ilgili varsayımları açıklayıp her bölüm sonunda uyku öncesi pratiği yaptırıyor, oldukça keyifli bir seri.

Netflix – Uyku Rehberi 

11.Gün

Zihnin konuşmasını, düşüncelerin her şeklinin gelmesini durdurmak imkansız ve bu yüzden bunun olması için çabalamak gereksiz bence. Önemli olan, bize zarar verdiğini düşündüğümüz bir düşünce geldiği onu yakalamak ve onu kendi faydamıza dönüştürebilmek. Bugün tam da bunu deneyimlediğim güzel bir gün oldu. Bilgisayar başında çalışırken uzun zamandır birinden yapmasını beklediğim bir iş için e-posta aldım. E-postada, benim ona ilettiğim sorulara karşılık sorular vardı ve iş hala olduğu gibi duruyordu. Bilirsiniz, soru sormak çoğu zaman işi yapmadan üstünüzden atma tekniğidir. Karşımdaki ekranda tam olarak bunu yapan bir e-posta duruyordu. Zihnime önce alışık olan İzlem düşünceleri geldi; “Böyle iş olmaz”, “Ben nasıl yapayım bunu, yapamam ki”, “Hiç detay verilmemiş, işin kendisine dair hiçbir bilgi yok, her iş böyle, bıktım”, “Ben napıyorum, ne anlamsız bir işim var.” ve çöküş gelir. O günüm çöp olur. 

Bu kez düşünceler gelir gelmez yakaladım. O düşüncede kalıp onun enerjisini büyütmektense, düşüncemi dönüştürmeyi seçtim. İşi tekrar düşündüm ve kendi düzenimde, kendi iş yapma şeklime uygun olarak nasıl yapabilirim diye baktım. Karşımdaki kişinin üstüme iş yığmak gibi kötü bir niyeti olmadığını, sadece bunu yapacak vakti olmadığını düşündüm. İşi kendi rahat ettiğim ve bildiğim düzende yaptım. Üstelik bir kısmını yapmayı denemekle başlayıp yardım istemeyi planlıyordum ama başlayınca hepsi bitti. Ortaya çıkan sonucu o kişiyle paylaştım. İşi benim yaptığımı görünce çok şaşırdı, bana bu işi kendi yapacağı ve benden fikir almak için sorular ilettiğini paylaştı. Ve günün sonun kocaman bir teşekkür aldım ve birinin iş yükünü hafiflettiğim için çalışma motivasyonum inanılmaz yükseldi. Düşüncelerin dönüştürme gücüne bir kez tanık oldum. 

12.Gün

Aklımın sürekli olarak ihtiyacım olmayan düşünceler üretmesinden uzaklaştıkça hayatımın da daha keyif alınabilir olduğunu, daha kolay aktığını görüyorum. Alışkanlıklarımı yavaş yavaş dönüştürmeye başladığımın, düşüncemi kontrol etmenin otomatikleştinin farkına varıyorum. Önceleri hala negatifi görüp, öyle düşünüp sadece dile getirmemeyi başarabiliyorken, bunu yapa yapa öyle düşünmemeyi de öğreniyorum sanki. Bilinç gerçekten eğitilebiliyor, biraz üstüne düşmek yetiyor sadece. Günlük hayatımda değişen hiçbir şey yok ama sadece düşünce tarzımı değiştirerek hayat kalitemin ne kadar artabildiğine şahit olmaktan çok büyük mutluluk duyuyorum. Her an hayatın ne kadar kötü olduğunu ve böyle gideceğini düşünerek yaşamak inanılmaz büyük bir duygusal yük. Bunu kendi kendimize yarattığımız gibi kendi kendimize değiştirebiliriz de…

13.Gün

şikayet orucu

Ne hissettiğimizi söylemekle şikayet etmek arasında fark var. Eğer şartlar bir engel yaratmıyorsa, söylememenin daha iyi olacağı durumlar haricinde ne hissettiğini her zaman söylemeyi tercih eden biriyim. Bunun oldukça faydasını da gördüm. Ne hissettiğinizi söylediğiniz durumlarda, tıkanık iletişimler çok daha rahat akıyor. Bugün de benim açımdan bolca ne hissettiğimi söylediğim bir gün oldu. Şikayet orucunda olduğum için dönüp sürekli ne hissediyorum, ne söylüyorum, şu an aklımdan geçenler ne diye bakıyorum. “Üzgünüm, keşke böyle olmasaydı.” deyip modumun düşmesine izin vermek bir şikayet mi? Karar veremiyorum. Kelime anlamına bakarsak şikayetin; “hoşnutsuzluk belirten söz ya da yazı, sızlanma, yakınma” evet bunlar birer şikayetti, ama kendimi şikayet etmiş saymıyorum. Öyle hissettim, bu yüzden modum düştü ve neden modumun düştüğünü ifade ettim. Önemli olan bu duyguda kalmamak ve bu enerjiyi büyütmemek. Benim şikayet orucuna başlamamdaki en önemli hedef buydu. Bu sürecin başından beri içinden çıkmak için uğraştığım en uzun duygu durumu bugünküydü. Bu nedenle bu halimi dönüştürmek için neler yaptığıma yarının yazısında yer verebileceğim. 

14.Gün

şikayet orucu

Sürekli şikayet eden ve kendi kendini mutsuz eden kişi olmak, insanın kendine verdiği kadar etrafındakilere de zarar vermesine sebep oluyor. Gerçekten mutsuz olduğunuzda yanınızda olan insanlar, şikayet ettiğinizde bunu o kadar da istemiyor. Çünkü bir sebepten mutsuz olabiliriz, ama şikayet etmek tamamen bizim tercihimiz. Ve bilinçli bir şekilde şikayet etmeyi seçen kişi için saatlerce dil döküp neşelendirmeye çalışmak boş bir çaba olur. İnsanlar, yeteri kadar sıkıntılı hayatlarında, sevdiklerine ayırdıkları (ve muhtemelen zor yarattıkları) değerli vakti şikayet dinleyerek geçirmek istemiyor, çok basit. 

Denklemi böyle kurunca bir önceki günkü şikayet modumu üstümden daha çabuk attım. Tabi ki diğer zamanlardaki gibi yüksek enerjili, neşeli olamadım; ama etrafımdaki insanlarla geçirdiğim vaktin değerini ve onların benim içinde bulunduğum duygu durumu ile ilgili hiç bir sorumluluğu olmadığını kendime hatırlatmak, odağımın değişmesine yardımcı oldu. Ancak bir anlık şikayetler hala olmuyor değil; bunu en çok evle ilgili yaşıyorum. Evim küçük olduğu için sürekli olarak hareketlerimi kontrol etmem gerekiyor. Bir yerlere çarpmak benim şikayet butonuma basmak gibi oluyor. Hemen “bıktım bu evin küçüklüğünden…” diye söylenmeye başlıyorum. Bugün de söylendim, ama hemen arkasından “Şikayet orucundasın izlem, sakin ol, şu an elinde bu var, sadece sahip oldukların için şükretmeyi seç” deyip o şikayeti de hemen aldığım yere bıraktım 🙂 

15. ve 16.Günler

Şikayet orucu

Yine sadece yoga rutinimin devam ettiği, yazma dahil diğer hiçbir rutinime yaklaşamadığımı bu iki günü beraber yazıyor olmamdan anlamışsınızdır. Kendime bile şaşırdığım şekilde bundan da şikayet etmemeyi öğrendim sanırım. Yazısını yazmamış olmam, şikayet orucumu aksatmış olmam anlamına gelmiyor. Sosyal medyanın böyle bir etkisi var üzerimizde; instagrama fotoğrafı koyulmamış bir tatil gidilmemiş, selfie’si çekilmemiş bir buluşma hiç olmamış sayılabiliyor. Bu tuzağa düşmemeye çalışıyorum. Bu iki günde de kendimizi izlemeye, şikayet moduna girmemeye dikkat ettim. En son 14.günün yazısında bahsettiğim ev küçük diye her yere çarpıyorum şikayetim için, odamda minik bir değişilik yaparak sıkışıklığı rahatlattım. Şikayet etmek gerçekten bir an meselesi; yani siz gelen o buhran ve patlamayı o anda yönetebilirseniz, içinden geçip gidiyorsunuz ve sizde hiçbir etkisi kalmıyor. Ama içinde kalıp dibine kadar yaşamayı seçtiğinizde üstünüze öyle bir yapışıyor ki kurtulmak için işte böyle haftalarınızı harcıyorsunuz. İçinizden bağıra bağıra şikayet etmek geldiğinde kendinize ilk şunu sorun; “bunu yapmanın şu an bana ya da başkasına faydası var mı?”. Bu soruya dürüstçe cevap verdiğinizde, şikayet edip duruyor olmak size de rahatsız edici gelecek. Ben bu süreçte çok faydasını gördüm, bir şikayet anında mutlaka deneyin. 

17.Gün

Bu süreç boyunca iç dünyamın sakinleşmesinin etkisiyle olsa gerek, dış dünyamda da oldukça sakinlik ve huzur hakim. Şikayet orucu ile hayatımdan gereksiz duyguları, boşa sarf edilen enerjileri çıkarınca, yerine istediğim duygular geldi, sarf etmek istediğim enerjilere alan açıldı. Çok uzun zamandır olmasını istediğim ve kendimi içine pladır küldür atmazsam asla cesaret edemeyeceğim bir şey vardı, onunla ilgili haber alınca bu farkındalığı yaşadım.

Çözmem gereken bir alan daha olduğunu fark ettim. Üstüne çok ve derin düşünmem gerekebilir; ama ne zaman elimden bir şey düşürsem, bir şey devrilse, bir şeyler kayıp bozulsa, kırılsa vs içimden inanılmaz bir öfke yükseliyor. Tüm sinirlerimin aynı anda uyarıldığını hissediyorum. Bir keresinde baharat kavanozunu devirince ağlama krizine girmiştim. Bugün bu duyguyla defalarca karşılaştım. Defalarca bir şey kırdım, döktüm, düşürdüm. Sanki bir şeyler “fark et beni” der gibiydi. Var mı başka böyle hisseden, eğer benzer bir duygu durumu yaşıyorsan lütfen benimle paylaş. İkimize de çok iyi geleceğinden eminim:)

18., 19. ve 20.Günler 

şikayet orucu

Şikayet orucunu sürdürmeye devam etmeme rağmen, gün değerlendirmelerini yazmaya bir türlü fırsatım ve enerjim olmadı. Bu süreçte yoga yapmaya devam ettim, ancak bir türlü klavye başına geçemedim. Çünkü bu birkaç gün kendi evimde değildim. Bir rutin oturtmak ve onu sürdürmek kendi düzenimde bile oldukça zorken, evden uzaklaştığım zamanlarda bunu yapmak neredeyse imkansızlaşıyor. Farkındalık geliştirme seminerine katıldığım Halit Hocamız derdi ki, “Bir dağa çıkıp kendimizi bir mağaraya kapatıp guru olmak kolay, biz şehir yaşamında etrafta bir sürü uyarıcı varken guru olmayı öğreneceğiz.”.

Düzenimden uzaklaştığım zamanlarda rutinlerimden de uzaklaşınca, şikayet orucunu uygulama çabam da biraz azaldı gibi hissettim. Evdeyken her gün, bu süreç ile ilgili neler deneyimlediğimi yazabilmek için üstüne düşünmem, oturup bir retrospective’ini yapmam gerekiyor. Yazmadığım zamanlarda bu tür değerlendirmeleri de daha az yaptım. Daha az yaptıkça odağım, şikayet orucundan uzaklaştı. Tamamen çıkmadı. Yine şikayet etme batağına düştüğümde eskisine göre daha hızlı çıkabildim; ama odağım orada olduğunda bunu çok daha hızlı yapabildiğimi fark ettim. Bu nedenle şikayet orucu ya da başka bir rutin oturtma düzeninde her gün yazmak ya da durup “bugün bununla ilgili neler yaptım” diye size düşündürecek bir aktivite yapmak çok değerliymiş, bunu anladım. 

21.Gün

Pek çoğunu yarısında bıraktığım, bazılarını da sadece tamamlamış olmak için tamamlayıp süreçte hakkını veremediğim 21 günlerin aksine, her gününde kendime bir şeyler kattığım, sürecin başından sonuna kadar kendimle ilgili oldukça fazla şeyin farkına varıp dönüştürdüğüm çok keyifli bir 21 gündü. Şikayeti hayatımdan çıkarmasam bile hayatımın odağından kesinlikle aldım. “21 günde şikayet etmeyi bırakın” gibi bir reçetem olmasa da bence bu süreçte yaşadığım bir çok çözülme, hayatımın geri kalanında daha az şikayet eden, şikayet etmeye başladığında bunu fark edip hemen duygusunu değiştiren ve şikayetin o olumsuz enerjisinde kalmayıp kendini ve etrafındakileri boşuna üzmeyen biri olmamı sağladı. Beynimiz 21 gün boyunca tekrar eden davranışları alışkanlıklar arasına kaydeder ve benzer durumlar algıladığında ilk olarak alışkanlığında kayıtlı tavrı sergilemek için vücudu yönlendirir. Bu 21 gün boyunca şikayet etmemeyi alışkanlıklarım arasına katabilmiş olmaktan çok mutluyum. Hayatım için oldukça önemli bir adım attım. Şimdi bunu sürdürme zamanı. Umarım benimle beraber yaşadıklarıma ortak olmuşsunuzdur ve burada paylaştıklarım size de ilham olmuştur. Burada paylaştıklarıma ek olarak Benimle21Gün instagram hesabımdan da beni takip etmeyi ve sana ilham olanları bana yazmayı unutma.

Anlık düşüşler için notlar

şikayet orucu

Aşağıda 21 gün boyunca benim bilincimin dirençlerinden ve bunlar karşıma çıktıkça onları nasıl dönüştürmeyi seçtiğimden bahsedeceğim. Bu örnekler “Mesela şimdi bunu nasıl dönüştürmeliyim, acaba oldu mu…” gibi tereddüte düşenler için ilham olsun.

  • İlk günden bir önceki akşam spor salonuna inmek için her şeyi geceden hazırladım ki sabah bir şeylere üşenip vazgeçmeme neden olmasın dedim. Spor salonunda dinleyeceğim nefes ve yoga egzersizi videolarını indirmek son anda aklıma geldi ve oldukça yavaş iniyordu. Normalde buna oldukça sinirlenir ve ilk günden engeller çıktı, evden çıkmış olmam gereken dakikada çıkamadım diye hemen motivasyonumu kaybederdim. Ancak bu kez bir anda oluşan bu birkaç dakikalık boş vakti değerlendirmeye karar verdim ve her gördüğümde “şunu yapsam iyi olur” dedim ufak ama benim günlük hayatımı kolaylaştıracak bir işi hallettim. Bu işi de halletmiş olmanın motivasyonuyla spor salonuna indim.
  • Spor salonunun kapısına geldiğimde giriş kartını evde unuttuğumu fark ettim. Yine normalde benim için eve geri çıkıp bir daha inmeme sebebiydi; eve geri çıktım kartımı alıp yeniden indim. Bunu amacımdan farklı bir aktivite olarak görmemeye çalıştım, günün sonunda spor yapmak için aşağıya iniyordum ve eve iki kez inip çıkmak bu amacımı sadece destekleyen bir hareket olabilirdi. 
  • Spor yaparken kendi videomu çekmek için telefonu uzakta bir köşeye yerleştirmiştim ama bir anda videonun ortasında alarmım çalmaya başladı ve ben pozdan çıkıp alarmı kapatıp videoyu yeniden başlatmak zorunda kaldım. Normalde o videoyu kullanmayı planladığım şeyi hazırlamaktan vazgeçmem için harika bir sebepti ama ben videoyu yeniden başlatıp poza geri döndüm. 
  • Günlük olarak kendime kazandırmak istediğim bir rutin var ve bu rutinin işten sonraki akşam saatlerine koyduğum aktiviteler genelde bozulmaya daha yatkın oluyor. 21 günlük şikayet orucuyla beraber her zaman uygulamak istediğim bir yazma rutinini akşam saatlerine koydum. Ama dün kuzenim ve ablamla ile görüşmem gerekiyordu. Eve, çoktan uyumuş olmam gereken (çünkü sabah 04:00’te uyanıyorum) saatte döndüğümüz için yazı yazamadım. Bu benim rutinimi daha 2.günden bozmam için bir motivasyon kaybı olmasına yeterliydi. Ancak bugünün böyle olduğunu kabul etmeyi denedim. Kendime, yarın kaldığım yerden devam etmek için yeni bir gün olacağını, bu tip organizasyonların her zaman olabileceğini ve geri kalan zamanlarda rutinimde kalmanın benim için hiç rutinim olmamasından daha iyi olacağını hatırlattım. Bu satırları da yazı yazamadığım akşamın sabahında yazmış oldum. Her şey olması gerektiği gibi oluyor zaten. 

Şikayet ettiğim şeylerin listesini yapmaya başladığımda listenin ne kadar hızlı ve gereksiz şeylerle dolduğunu gördüm. Bu bana kendime ne kadar zarar verdiğimin daha ilk günden farkına varmamı sağladı. 

Dilersen bu yolculuğu günlük olarak Benimle 21 Gün instagram hesabımdan da takip edebilirsin

 

 
 
 
 
 
Bu gönderiyi Instagram’da gör
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

benimle21gün (@benimle21gun)’in paylaştığı bir gönderi


 

Bu yazı en son 10.10.2021 tarihinde güncellendi. (21 / 21)

Bunu da sevebilirsin

1 Yorum

  1. Yaşadığın olumsuzlukları okurken yüz ifaden geldi göz önüme, şimdi bırakıcak yapmayı dedim her maddede ama öle olmadığını görmek harika, seni çok seviyorum ve aşırı keyifli okudum. Ellerine sağlık , umarım başkalarına da ilham olur

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir